Arzu Prema

Yaşamın Kendisi En Heyecanlı Macera Değil mi?

Annenden Özgürleş

ANNEDEN ÖZGÜRLEŞMEK


Son zamanlarda kişisel dönüşüm çalışmalarında çok duyduğumuz bir söz var: “Anne üzerine çalışmak!” Bu yazımda biraz bu konu üzerinde çeşitli açılımlar sağlamak istiyorum. Anne üzerine çalışmak, Anneden özgürleşmek ne demek? 

Derine inmeden önce sizlerle ufak bir pratik paylaşmak istiyorum. Bu pratik, Aile Dizimi Terapisini insanlığa hediye eden Bert Hellinger’in bir drama çalışmasından alınmıştır.

*Gözlerinizi kapatın, annenizin karşınızda durduğunu imgeleyin,
*Şimdi onun zihnine ve bedenine girin ve kendinize annenizin gözünden bakın,

Hepimiz annelerimizden korkarız. Korktuğumuz şey nedir? Onların büyüklüğü ve inanılmazlığından korkarız. Onların bu durumları karşısında duramayız. Bu yüzden kapanırız, çünkü bu bizim için çok ulaşılmazdır.

*Şimdi annenize kendi gözünüzden bakın ve onun çok daha büyük bir kaynağa hizmette olduklarını görün. Sonsuzluğun bir parçası olarak hizmette olduklarını, babanızla bu hizmet doğrultusunda buluştuğunu ve onunla aynı hizmetle sizi yaptıklarını düşünün. 

Hiç bir anne bir çocuğu dünyaya getirirken güvende değildir, yaşamını riske atma pahasına bir çocuğu dünyaya getirir. Dünyaya getirdiği andan itibaren de yaşamı artık tamamen feda edilmiştir. Bu bağlılık yaşamı boyunca sürer. Şimdi bunun derin farkındalığına varın ve annelerinizin karşısında içten eğilin ve onların bu hizmetlerine evet deyin.  Babanıza evet deyin, bu ilahi düzenin bir parçası olarak buraya geldiğiniz için kendinize evet deyin. Her şeyin tam olduğu haliyle olmasının makul olduğunu anlayın ve evet deyin.

Bu pratikle, bizi dünyaya getiren annemize derinden bir saygı ve minnet ifade ettikten sonra Kuantum Drama sistemi ile Aile Dizimini Türk sosyal ve kültürel yapısına entegre eden Tuna Tüner’in şu konuşmasını paylaşmak istiyorum. Aşağıdaki yazı, linkini paylaştığım youtube kanalından alınmıştır.

“Dış Ses:
Bu kanalda sıklıkla annelerimizi konuştuk; annelerimiz ile olan ilişkileri,
kendi çocuklarımızla olan ilişkileri…
Annelerimizin mutsuzluğundan kendimizi
sorumlu mu hissediyoruz?”

Tuna Tüner: Anam Anam Garip Anam diyoruz. Biraz içinde bulunduğumuz coğrafyanın da etkisi var. Anne bizde çok özel bir yerde, çok kutsal bir yerde duruyor. O yüzden bir farkındalık yaratmak ve kendi yerine getirmeye gayret ediyoruz ya; anne kutsal değildir, annelik kutsaldır diye.

'Anne Kutsal Değildir, Annelik Kutsaldır'



Çünkü annelere kutsal dediğimizde onun hata yapma hakkını, onun mutsuz olma hakkını, onun günah işleme hakkını elinden alıyoruz bi manada. Hepimiz büyürken annemizin yüzüne bakarak büyürüz, şu kadar bebekken başlarız bakmaya. Hep onun yüzüne bakarız. Annemizin yüzü ne zaman gerginse biz de anlam veremediğimiz bir gerginlik hissederiz bedenimizde. Annemizin yüzü korkuluysa biz de korkarız hayattan çünkü annemizin yüzü bize bir manada yaşamın kendi yüzünü gösterir ve mutlu, açık, güvende bir annenin yüzünden daha güvenli nasıl bir liman olabilir. Bu anlamda bebeğin en büyük kaygısı hayata dair anne ile kurduğu ilişkide belirlenir, annesinin yüzünde okur dünyayı, annesinin dokunuşunda hisseder dünyayı. Yani oralardan buralara geliyoruz, büyüyünce de çok bir şey değişmiyor aslında. Hepimiz istiyoruz ki kendi annemiz mutlu olsun, sağlıklı olsun keyfi yerinde olsun.

 

 

 

Ancak ne yazık ki çoğumuzun annesi mutlu değil hatta doğruyu söylemek gerekirse annelerimizin çoğu mutsuz, bu dillerinde ve yüzlerinde çok okuduğumuz bir şey. Bununla beraber koca koca yetişkinler olmamıza rağmen hala annemizi bir şekilde mutlu etmek istiyoruz. Çünkü çocukken buna gücümüz yoktu, şimdi ise kaynaklarımıza baktığımızda annemizin mutluluğundan bir manada mesul hissediyoruz kendimizi ve yapmaya çalıştığımız şeylerle onları mutlu etmeye gayret ediyoruz. Ne zaman ki annemizi mutlu etmeye çalışıp bunu başaramıyoruz işte o zaman çok mutsuz oluyoruz.

Dış ses: Annemiz mutsuz olduğunda bizim halimiz de nice oluyor!

 

 

Tuna Tüner: Aynen öyle. Çoğu insanın bilinç altında şöyle bir kalıp var biliyor musun “benim mutlu olabilmem için önce annemin mutlu olması gerekiyor”. Şimdi burada acı veren şey annemizin mutsuzluğu mu yoksa annemizi kurtaramamışlığın getirdiği bizdeki mutsuzluk, başarısızlık ve yetersizlik duygusu mu?

Hepimiz istiyoruz annemizi kurtaralım, annemiz mutlu olsun, şen bir kahkaha patlatsın. Ancak ne yazık ki pek azımız bunu başarabiliyoruz. Burada yine sınırlarımızı korumaktan söz etmek durumundayız. Özellikle tekamül eden varlıklarda her koyun kendi bacağından asılır. Annemizin de bir yetişkin olduğunu, bizim ebeveynimiz olduğunu, aslında mutlu olmak isterse kendi kaynaklarını kullanabileceğini bilmemiz gerekiyor; ama biz o sınırları çok ihlal ediyoruz.

Ben annesine ebeveynlik eden birçok çocukla çalıştım. BiR yerden sonra bazı annelerimizin de işine geliyor bu, çocuklarını resmen ebeveynleri yerine koyuyorlar ve çocuk bilincine geliyorlar. Burada tabi anneanne devreye giriyor. Annemizin kendi annesi ile ilişkisi nasıldı? Annesi ile kurduğu ilişki bize baktığı gözleri çok etkiler. Annesiyle kurduğu ilişki bizim de ilişkiyi öğrendiğimiz varlığın, ilişkinin nerede ve nasıl geliştiğinin bize şifrelerini göster.   

Hele ki annesine temas edememiş bir anne, annesinden yeteri kadar alamamış bir anne çocuklarına yeterli seviyede veremeyebiliyor. Bu da birçok insanı derinden yaralıyor. Dünyadaki en büyük yaralama sevemeyen bir anne tarafından yapılır. Annenin sevememesi, sevgisini gösterememesi, ya da sevgisini yanına acı, güvensizlik ve korku ekleyerek aktarması kişinin bedeninde ve güvenlik algısında yaralar açıyor.
Bunları annelere yüklenmek için konuşmuyorum. Annelerin üstlendikleri sorumluluğunu ne kadar büyük bir şey olduğunu Betimlemek için söylüyorum. Hatta hatırla eğitimlerimde hep söylerim anneliğin yüzde sekseni suçluluk duygusu ile baş etmektir. Her anne çocuğuna karşı hep eksik hisseder. Hele eski zamanları düşün 6-7 tane çocuk hangisinin altını bezleyecek, hangisini doğuracak, besleyecek, mutfağa mı bakacak, tarlaya mı gidecek, çamaşırları mı yıkayacak.

Çok gittik kadınların üstüne, eşleri de yeteri kadar destek olamadılar; bunun altını çizmek lazım. Anne ve babamız çok ayrıştılar. Baba, anne ve çocuklar olarak neredeyse çoğu aile ikiye bölündü. Ne yaparsak yapalım ne yazık ki yüzleri çok gülmeyen annelerimiz var artık. Çözüm ne diye sorarsın şimdi.
 

Dış ses:
“Annelerimizi kurtaramayacağımızı hep söylüyorsunuz.
Bu bizler için tabii ki müthiş bir farkındalık.
Peki ben bu durumla nasıl başa çıkıcam, ben ne yapmalıyım?

 

 

Önce kendine şunu söyleyeceksin: Benim annemi kurtarmaya yetkim ve gücüm yok. Ben haddimi bilmeliyim.

Burada bir tespit yapmak için şu örneği vereceğim: şimdi annesi çok mutsuz olanlarımız bir düşünsün. Helalinden edinilmiş bir milyon dolar götürsek acaba kaçımızın annesi mutlu olacaktır? Burada mesele para değil başka bir şey. O parayla beraber birçok şey yapabilir seyahat edebilir, güvenliğinin sağlayabilir, yaşamının kontrolünü sağlayabilir değil mi? Ama çoğumuzun annesi bir milyon dolarla bile mutlu edilemeyecek seviyedeler artık. Biz buna katlanmak durumundayız. Belki buna katlanmak zor diye düşünebilirsiniz. Ama bunu yapmak zorundayız.

Ancak anneler de çocukların üstüne çok gidebiliyorlar bazen. Bu da bizi takip eden annelerimize de mesaj vermiş olalım; lütfen geri çekilin evlatlarınızdan. Korkunuzu, kuşkunuzu çok fazla dile getirmeyin. Çünkü yaşlıların yaşadıkları geçmişleri ve korumaları gereken gelecekleri ile çocukların yaşadıkları geçmiş ve korumaları gereken gelecek birbirinden çok farklı. Hayatı farklı yerlerden ele alan iki gruptan söz ediyoruz burada.
 
Uyarmak başka bir şey, nasihatle zaten olmadığını anlamış olmamız lazım artık. Kendi ayaklarınızın üstünde bir kenarda durup çocuklarınızın size başvurmasını bekleyin. İşte o zaman sözünüzün bir değeri bir ağırlığı olur. Ama siz sürekli çocuğunuzu aradıkça, sürekli çocuğunuza baskı yaptıkça onlar güçlerini hiç kullanamıyorlar. Yaptıkları her şeyde attıkları her adımda suçluluk hissediyorlar. Anne ile çocuk arasındaki ilişki Türkiye’de suçluluk alışverişi üzerine kurulu. Ben bunu çok sağlıksız buluyorum. 

Anneler çocuklarına, çocuklar annelerine karşı sürekli suçlu hissediyorlar. Halbuki bana hayattaki en büyük hediyeyi veren bana yaşamımı veren, beni doğuran ve beni doyuran annemle çok ama çok derin, güçlü yıkılmaz bir minnet duygusu ile bağlı olmalıyım. Annemi kurtaramam. Annem Bir yetişkin ve benden büyük. Ben sadece gerektiğinde ona destek verebilirim. Lütfen haddimizi yerimizi hududumuzu bilelim.
 

Diğer Yazıları Gözden Geçirin

Çocuklar
Psikoloji

Çocuklukta Duygusal İhmal Testi

Dr. Jonice Webb Çocukluğunuzda duygusal olarak ihmal edilmiş olduğunuzun farkına varmak, yaşamınızda büyük bir dönüşümün başlangıcıdır. Bu durum, gözle görülebilen veya hatıralarımızda net olarak yer

Okuyun »
Genel

Bağımlılık

Dr. Ayla Aslantaş Bağımlılık Nedir? Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Kişi bu nesneler olmaksızın hayatını sürdüremeyeceğini,

Okuyun »
KRONİK STRESİ AŞMA TEKNİKLERİ
Genel

Kronik Stres

KİŞİSEL GELİŞİM KRONİK STRES KRONİK STRES VE BAŞ ETME YOLLARI Kronik stres çağımızın en büyük sorunu. Doktorlara kapılarından içeri giren hastalarının en büyük sorunu nedir

Okuyun »